İçine Atmanın Psikolojik Zararları: Neden Anlatarak Rahatlamalıyız?

İçine Atmanın Psikolojik Zararları-2

Bazen hepimiz o tanıdık hissi yaşarız: Boğazımızda düğümlenen, söylemek isteyip de bir türlü dışarı çıkaramadığımız kelimeler… Özellikle bizim kültürümüzde “kol kırılır, yen içinde kalır” mantığı çok yaygındır. “Aman ağzımızın tadı kaçmasın” diyerek sustuğumuz, “nasılsa zamanla geçer” diye halının altına süpürdüğümüz her duygu, aslında içimizde bir yerlerde birikmeye devam ediyor. Peki ama bu sessiz birikimin bedelini günün sonunda kim ödüyor? İçine atmanın psikolojik zararları sanıldığından çok daha ağır olabiliyor. Bugün, neden artık susmamamız ve anlatarak rahatlamamız gerektiği üzerine biraz dertleşelim istedim.

Sessizliğin Bedenimize ve Ruhumuza Kestiği Fatura

Duyguları bastırmak, altı yanan ve kaynayan bir tencerenin kapağını zorla kapalı tutmaya benzer. Başlarda her şey kontrol altında gibi görünür ama ateş yanmaya devam ettikçe içerideki basınç artar. Sustuğumuz her haksızlık, ifade edemediğimiz her üzüntü ya da öfke, sadece zihnimizde değil, bedenimizde de kalıcı izler bırakır.

Geceleri uykusuz kalmanın, durduk yere gelen mide ağrılarının, boyun tutulmalarının ya da bitmek bilmeyen o yorgunluk hissinin altında genellikle bu ifade edilmemiş duygular yatar. Psikolojik olarak baktığımızda ise sürekli içine atmak; anksiyete, kronik stres ve hatta depresyon için mükemmel bir zemin hazırlar. Duygularımızı yutarak aslında kendi kendimizi yavaş yavaş zehirleriz.

İçine Atmanın Psikolojik Zararları

Beynimizi Özgürleştirmenin Yolu: Kelimelere Dökmek

Oysa konuşmak, anlatmak ve paylaşmak beynimizin o karmaşık düşünce yumağını çözmesinin en doğal ve sağlıklı yoludur. Bir derdi sesli dile getirdiğinizde, o problem zihninizin içindeki soyut, korkutucu bir canavar olmaktan çıkar; somut, baş edilebilir ve sınırları belli bir gerçeğe dönüşür. Anlatarak rahatlamak sadece dilden dile dolaşan bir efsane değil, nörolojik bir gerçektir. Kelimeler ağzımızdan döküldükçe, beynimizin stres ve korku merkezi olan amigdala sakinleşmeye başlar.

Yargılanma Korkusu Olmadan Paylaşmak Mümkün

Biliyorum, bazen en yakınlarımıza bile açılmak zor gelebiliyor. “Acaba beni yanlış anlar mı?”, “Yargılanır mıyım?” korkusu bizi o an susturuyor. Ancak dertleşmek ve içinizdekileri boşaltmak için illa yüz yüze, ağır bir masada oturmanız gerekmiyor.

Bazen hislerinizi sadece boş bir kağıda dökmek, bazen de kimliğinizi gizli tutabileceğiniz dijital itiraf platformlarında, sizi hiç tanımayan ama aynı yollardan geçmiş insanlarla anonim olarak paylaşmak bile omuzlarınızdaki o tonlarca yükü kaldırabilir. İnsanların kendi hikayelerini ve sırlarını paylaştığı topluluklarda yankı bulmak, “bu hayatta yalnız değilmişim” hissini verir ve inanın bana, bu hissin kendisi başlı başına iyileştiricidir.

İçine Atmanın Psikolojik Zararları-3

Kendinize Bir İyilik Yapın

İçine atmanın sinsi bir diğer zararı ise ilişkilerimize verdiği hasardır. Biz sustukça, karşımızdaki insanın ne hissettiğimizi mucizevi bir şekilde anlamasını bekleriz. “Ben söylemeden o anlasın” yanılgısı, zamanla etrafımıza aşılmaz duvarlar örmemize neden olur.

Duygularınız sizin düşmanınız değil, pusulanızdır. Onları bastırmak, pusulayı kırmak demektir. Kendinize bugün bir iyilik yapın ve o kapağı hafifçe aralayın. İster güvendiğiniz bir dosta, ister bir uzmana, isterseniz de dijital bir foruma içini dök. Unutmayın, hiçbir duygunuz sadece içinizde kalıp sizi çürütmesine izin verecek kadar önemsiz değildir. Konuşun, anlatın ve o ağır yükten artık kurtulun.

Paylaş: